“2 Dakİkan Var mı?” — Beyaz Yakalıların En Pahalı Sorusu

Organizasyon psikolojisi + bilişsel bilim (özellikle “bilgi işi / white-collar work” ve dikkat yönetimi) tarafından bakınca şunu söyleyeyim: beyaz yaka çalışması çoğu zaman “iş yapmak” değil, iş yapılabilecek bir zihinsel iklim üretmek. Ve o iklimi üretmek için de bir sürü küçük ritüel var.

Arka planda laptopta akan o grafikler var ya… İşte o ekranlar, modern çağın “ateş başı” gibi. Hepimiz etrafında toplanıp “bugün sayılar ne diyor?” diye fal bakıyoruz.

Aşağıdakiler: hem günlük hayatta “evet ya” dedirten ritüeller, hem de “biliyor muydun” diye ağza lokma gibi bırakmalık bilimsel gerçekler.

Sabah ritüeli: “Güne e-postayla başlama ayini”

Sabah uyanır uyanmaz telefona uzanıp mail/Slack bakma olayı var ya… Bu, sandığın kadar “kişisel zayıflık” değil; sistem seni buna itiyor.

Biliyor muydun: Microsoft’un Work Trend Index (2025) tarafında anlatılan tablo “sonsuz iş günü” (infinite workday) diye geçiyor ve rapora göre çalışanların ciddi bir kısmı çok erken saatte mail kontrolüne başlıyor; örnek olarak %40’ın 06:00’dan önce e-postaya baktığı belirtiliyor.

Bu ritüelin gizli etkisi şu: Daha gün başlamadan beynine “bugün yangın var” sinyali veriyorsun. Sonra gün boyu yangın söndürme modu bitmiyor.

Toplantı ritüeli: “Takvim doluysa önemliyimdir”

Bir beyaz yakalının statü göstergesi çoğu zaman yaptığı iş değil, takvimin doluluğu. Takvim boşsa sanki görünmez olacaksın gibi.

Biliyor muydun: HBR’da “collaborative overload” diye geçen şey şu: birçok şirkette insanlar zamanlarının çok büyük kısmını toplantılar, e-postalar ve başkalarının isteklerine cevap vererek geçiriyor; bazı yerlerde bu oran yaklaşık %80’e kadar “hover” ediyor diye geçiyor.

Bu şu demek: Haftanın büyük bölümü “iş” değil, iş için sürekli koordinasyon.

Toplantıların bir başka tatsız sırrı daha var.

Biliyor muydun: HBR’daki bir yazı, “yeni araştırmalar” diyerek toplantıların yaklaşık %70’inin çalışanların üretken iş yapmasını engellediğini söylüyor. Pandemi döneminde ortalama toplantı süresi %20 azalırken, bir çalışanın katıldığı toplantı sayısının ortalama %13,5 arttığını da ekliyor.

Kısa toplantı + daha fazla toplantı = gün boyu “dilimlenmiş dikkat”. Yani kesintisiz düşünme şansın yok.

Kesinti ritüeli: “2 dakikan var mı?” (hayır, yok)

Şimdi en juicy kısma geldik. Beyaz yakalıların gizli düşmanı: kesinti.

Biliyor muydun: Gloria Mark ve ekibinin çalışmalarında, bir iş kesintiye uğradığında insanlar ortalama olarak yaklaşık 23 dakika sonra eski işe “tam anlamıyla geri dönebiliyor” (resumption).

Yani biri “2 dakikan var mı?” dediğinde, çoğu zaman aslında senden 2 dakika değil, 2 dakika + beyninin yeniden yüklenme bedelini alıyor.

Daha da acısı var:

Biliyor muydun: Mark’ın 2008’deki CHI çalışması, kesintili çalışmada insanların işi “daha hızlı bitirebildiğini” ama bunun bedelinin daha yüksek stres, daha fazla hayal kırıklığı, zaman baskısı ve daha fazla efor olduğunu söylüyor.

Yani hızlı görünüyorsun ama içeride motor hararet yapıyor.

Çoklu iş ritüeli: “Multitasking” (aslında task-switching)

Biz buna “aynı anda bir sürü şey” diyoruz. Beyin buna “benimle dalga mı geçiyorsun?” diyor.

Biliyor muydun: Görevler arasında gidip gelmek (task switching) ölçülebilir bir maliyet. Klasik bir deneysel çalışmada (Rubinstein, Meyer, Evans) görev değiştirme maliyetleri ve bunun kural karmaşıklığıyla arttığı gösteriliyor; yani beynin her seferinde “goal shifting” ve “rule activation” gibi adımlar yapması gerekiyor.

Bu işin popüler (ama temeli akademik tarafa dayanan) özeti şu:

Biliyor muydun: APA’nın multitasking özetinde, görevler arası geçişin “üretken zamanın” ciddi kısmını yiyebileceği; David Meyer’ın bu zihinsel blokların toplamda üretken zamanın %40’ına kadar mal olabileceğini söylediği aktarılıyor.

Bu %40 “her işte her gün sabit” diye okunmamalı; ama fikir net: problem tembellik değil, yönetici işlevlerin (executive control) fatura kesmesi.

Yarım kalmış iş ritüeli: “Attention residue” (akılda kalan yapışkan iz)

Şöyle bir şey yaşıyor musun: Slack’te bir konu konuşuldu, kapattın, başka işe döndün… ama beynin hâlâ orada. Sanki sekmeyi kapatmışsın ama RAM’de çalışıyor.

Biliyor muydun: “Attention residue” (dikkat artığı) kavramını Sophie Leroy’un 2009 çalışması sistematik biçimde inceliyor: Bir işten diğerine geçtiğinde, ilk iş tamamlanmadıysa ya da zihinde açık kaldıysa, dikkatinin bir kısmı orada takılı kalıyor ve yeni işte performansı düşürüyor.

O yüzden günün sonunda “hiçbir şey yapmadım ama çok yoruldum” hissi baya normal. Çünkü beyin bütün gün açık döngüler taşıyor.

Mail ritüeli: “Inbox Zero” (bir din, bir yaşam tarzı, bir yalan)

Inbox Zero bir hedef gibi satılıyor ya… pratikte çoğu işte Inbox Zero, “hiç kimse sana bugün yazmadı” demek.

Biliyor muydun: Harvard Business School’un Working Knowledge özeti, pandemi sonrası dönemde iş günlerinin uzadığını ve çalışanların günde daha fazla e-posta attığını (örneğin %5,2 artış), daha fazla kişiyi CC’ye koyduğunu (%2,9 artış) ve mesai sonrası e-postaların da arttığını (%8,3) raporluyor.

Mailin sayısı artınca, mail “araç” olmaktan çıkıp “işin kendisi” oluyor.

Rapor ritüeli: “Dashboard’a bakıp huzur bulma”

KPI ekranı açılır. Grafikler izlenir. Bir şeyler yükseliyorsa “iyi”, düşüyorsa “kötü”. Çok ilkel bir rahatlama bu: sayı varsa kontrol var gibi.

Ama burada komik bir gerçek var: ölçtüğün şey her zaman “değer” değil; bazen sadece “kolay ölçülebilen”.

Bu yüzden beyaz yaka kültüründe şunu çok görürsün: insanların işinin bir kısmı gerçekten üretmek, bir kısmı da üretiyor gibi görünecek sinyalleri üretmek. (Bu kötü niyet değil; sistem sinyalle çalışıyor.)

Ritüeller neden bu kadar güçlü?

Çünkü beyaz yakalı iş, fiziksel değil; görünmez. Fabrikada bant akıyor, ürün görüyorsun. Ofiste çoğu zaman “ürün” bir karar, bir doküman, bir mail zinciri, bir strateji cümlesi… yani soyut.

Soyut işte beyin şunu ister: “Ben gerçekten ilerliyor muyum?” Ritüeller o ilerleme hissini verir.

Sorun şu: Ritüeller dozunu kaçırınca ilerleme hissi verirken ilerlemeyi öldürür.

İşin en sinsi kısmı: Bağlam değiştirme yorgunluğu

Beyaz yakalıların çoğu gün içinde “çok çalıştım” derken aslında şunu kastediyor: “çok fazla bağlam değiştirdim.”

Mail → Slack → toplantı → doc → call → tekrar Slack…

Buradaki yorgunluk kas yorgunluğu değil; “yönetici kontrol” yorgunluğu. Beyin her geçişte yeniden konumlanıyor.

Ve evet, bunun ölçülebilir tarafı var: kesinti sonrası geri dönme süresi (23 dakika bandı) bunun en akılda kalan örneği.

“Biliyor muydun” hızlı tur: Beyaz yakanın küçük ama gerçek sırları

Biliyor muydun: Kesinti altında çalışınca insanlar bazen işi daha hızlı bitiriyor ama stres ve zaman baskısı artıyor; yani dışarıdan “verimli” görünen şey içeride bedel ödetiyor.

Biliyor muydun: Toplantılar kısalırken sayısı artabiliyor; bu da günü “parça parça” edip derin odak ihtimalini düşürüyor.

Biliyor muydun: İşin büyük kısmı bazı şirketlerde koordinasyona kaymış durumda; bu yüzden insanlar “asıl iş”i akşama sarkıtıp evde tamamlıyor.

Peki bu ritüelleri daha az toksik hale getirmek mümkün mü?

Mümkün. Ama sihirli uygulama yok. Sistem tasarımı var.

En etkili üç hamle genelde şunlar:

  1. Kesintiyi “ayıp” değil “maliyet” olarak görmek. Çünkü 2 dakikalık soru, 23 dakikalık geri dönüş faturası çıkarabiliyor.
  2. Toplantıyı varsayılan değil istisna yapmak. Toplantı kısaldı diye mesele çözülmüyor; sayı artarsa daha beter olabiliyor.
  3. Çoklu iş yapmayı “marifet” değil “vergi” gibi görmek. Task switching beynin yürütücü kontrol mekanizmasını yakıyor.

Benim net fikrim şu: Beyaz yaka dünyası “daha çok çalış”tan çok “daha az parçalan” problemine dönüştü. Çoğu insanın eksik olanı motivasyon değil; kesintisiz düşünme alanı.

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *